40 YAŞIMA MEKTUP

Yavaş yavaş her şeyi unutmaya başlayan bir adama doktorlar Alzheimer teşhisi koymuş. Sonra adam benliğini unutup başka birine dönüşmekten korktuğu için ilerde okuyacağı ufak notlar yazmaya başlamış kendine. Sadece günlük işler değil yani, karakterini, prensiplerini, adap kurallarını ve ilerde hatırlaması gerektiğini düşündüğü ne varsa yazmış. Çok etkilendim ve bunu yapmak için hasta olmamıza gerek olmadığını düşündüm. Çünkü zaten hepimiz fazlasıyla unutkanız ve bence hayatta yaptığımız hataların bir kısmının da sebebi bu.

Erdemli olmaya çalışan bir insan, kendisine bir yanlış, bir haksızlık yapıldığında hissettiklerini unutmasaydı gün olur aynı yanlışı kendi de yapar mıydı? Bilemiyorum…

Mahallemizde mukabele okuyan teyzenin, kulağıma eğilip “sokakta oynaya oynaya kararmışsın, çok çikin olmuşsun” dediğini hiç unutmadım. 🙂 Kur’an okunurken takip etmeye bayıldığım yaşlarda, o teyze var diye gitmemeye başlamıştım. Ve hiçbir çocuğa “çikin olmuşsun” dememem gerektiğini de not etmiştim çocuk zihnime. 🙂

Keşke her şey, her yaşanmışlık bu kadar komik olsaydı. Ama maalesef hayat fazlasıyla ciddi..

Düşünüyorum da; öğrenciler yazsaydı mesela, nasıl bir öğretmen olmak istediklerini.

Her gelin keşke yazsaydı ilerde nasıl bir kayınvalide olmak istediğini.

Yoksulken yazsaydık varlıklı olunca okusaydık. “Ninen çarık giyerdi, bunları unuttun mu?” dizelerine muhatap olmasaydık. 🙂

Hastayken bize yapılan olumsuz muameleyi yazsaydık, doktor olunca okusaydık.

Evlatken yazsaydık anne-baba olunca okusaydık.

Belki de o zaman milletçe Alzheimer hastası gibi davranmazdık..

İşte bu nedenle ömrüm yeter de 40 yaşına erişirsem eğer, kendim için hayal ettiğim yaşlılığı ve (Allahu âlem) hayatımın son üçte birinde, yapmak ve yapmamak istediklerimi unutmamalıyım diye düşündüm ve yazmaya başladım.

En başta orta yaş hastalıklarından biri olan “merak” duygusuna kaptırmamalıyım mesela kendimi. Öğrendiğimde elime hiçbir şey geçmeyecek olan şeylerle zihnimi ve vaktimi meşgul etmemeliyim. Yaşımın büyük olmasının bana herkesin özelini sorgulayabilme hakkı verdiğini zannetmemeliyim.

Muhatabım olan insan kaç yaşında olursa olsun ona saygı göstermeksizin şahsıma saygı duymasını beklememin ne kadar anlamsız olduğunu aklımdan çıkarmamalıyım.

Gücüm kuvvetim henüz yerindeyken etrafımdan hizmet beklememeliyim. Kabaca yaşlıyken muhtaç olacağım hizmet ve hürmet kredilerimi önden kullanmamalıyım.

Tecrübe ederek yaptığım çıkarımları ve kararlarımı etrafıma dayatmamalıyım. Tecrübe kıymetlidir, doğru. Tecrübeler gençlere ışık tutabilir ama bir yere kadar, herkesin yaşaması gerekenler vardır. Bir tünelde sadece başkasının kandilinden gelen ışıkla yürümeye çalışan bir yerde mutlaka tökezler, bunu unutmamalıyım.

İman ve nafile ibadet hususunda, evet belki çok hayırlı bir şey istiyorum ama benim kırk yılda geldiğim noktaya yirmi yaşındaki bir gencin bir anda erişmesini bekleyip onu bu konuda daraltmamalıyım.

Gıybet, iftira ve türevi ruhsal hastalıklardan ve günahlardan tansiyondan, şekerden korktuğumdan daha fazla korkmalıyım.

Dünyevi zevkler, maddi hırslar ve fevri çıkışları artık bir kenara koymalıyım.

Kaçınmak istediğim olumsuz davranışlar tabii ki artırılabilir ama biraz da etrafımda gördüğüm ve inşallah örnek almaya gayret göstereceğim olumlularla devam etmek istiyorum.

İlk defa kayınvalidemde gördüğüm dikkatimi çeken bir prensip var mesela. Yolda karşılaştığı insana “nereye gidiyorsun, nereden geliyorsun, çarşıdan ne aldın, kaça aldın” diye sormaz. “Yarın gelemeyeceğim” diyene kendisi anlatmazsa “neden, ne işin var” demez. İnsanı açıklama yapmak mecburiyetinde hissettirmemenin hatta yalan söylemeye mecbur bırakmamanın ne denli saygın bir davranış olduğuna şahit oldum.

Annemden geniş gönüllü bir orta yaşlı olmanın, kimsenin hayatına ve kararlarına müdahale etmemenin ne kadar rahatlatıcı bir duygu olduğunu öğrendim.

Zamanında öğrencisi olduğum bir teyzemin susuşunu izledim mesela. Bir ortamda en bilgili insan bile olsa talep edilmedikçe bildiğini belli etmemenin ne kadar asil bir davranış olduğunu fark ettim.

Başka bir orta yaşlı büyüğüm sayesinde ağırbaşlı, tatlı dilli ve ağzı dualı olmanın önemini anladım.

Yine etrafımdaki asık suratlı, buyurgan ve ezici tavırlı yaşlılara nazaran, güler yüzlü, esprili ve neşeli yaşlıların, gençlere nasıl daha faydalı olabildiklerini gözlemledim.

Belli bir yaşa geldikten sonra etrafına hiçbir rahatsızlığı olmayan, aksine nasihat almak, dua istemek için kapısı çalınan bir nine, dede olarak üstümüzde kul hakkı, ardımızda kırgınlıklar bırakmadan bu dünyadan göçüp gitmekten daha hayırlı ne olabilir?

En iyisi ben çocuklarımın, yeğenlerimin ve müstakbel gelinlerimin eline, ilerde; “bak gençken böyle yazmışsın” diyebilecekleri daha fazla malzeme vermeden mektubuma kendi ajandamda devam edeyim. 🙂

Feride Sönmez

Reklamlar

40 YAŞIMA MEKTUP’ için 4 yanıt

  1. Çok güzel yazmışsınız. Çok doğru 👍 Keşke herkes tecrübelerini geleceği güzelleştirebilmek için kullansa, keşke alınan dersler unutulmasa, keşke herkes empati kurabilse… Yazmayı çok severim zaten, bu fikir çok hoşuma gitti. Başkalarına ders verirken çok başarılıyız da kendimize de ders verebilsek… Başarılar dilerim 🙂 🌹

    Beğen

  2. Çok etkileyici bir yazı olmuş… Güzel bir fikir gerçekten ve her tespitiniz de çok yerinde… Allah razı olsun…

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s